HexabeeNovel
Beta Sürüm: Bu site geliştirilme aşamasındadır. Hata/öneri için buradan bildirimde bulunun.
2026 - 2027 İlk Öğretim Yılı Başladı
Dilsiz Yılan banner
Dilsiz Yılan

Tozlu Maskeler Ve Cümle Kapısı

Bölüm #2 / 5 1 okunma

Güneş ışığı, Leyla’nın odasına her zamanki gibi utangaç bir açıyla sızdı. Sabahın bu erken saatlerinde ev henüz uykudaydı. Ama bu evde uyku, dinlenmek demek değildi; sadece yalanların ve entrikaların kısa bir ara vermesiydi.

Leyla, deri kaplı günlüğünü masanın altındaki gizli bölmeye yerleştirip üzerini çift katlı tahta kapakla kapattı. Ardından odasından çıkıp koridorun halı kaplı zemininde sessizce ilerledi. Salona ulaştığında, hizmetçi Nermin Hanım’ın akşamki davetten kalan kristal kadehleri birer birer sildiğini gördü.

Nermin Hanım, Leyla’yı fark edince duraksadı. Yüzüne hemen o tanıdık, abartılı ve acıyan tebessümü yerleştirdi. "Ah, güzel kızım benim... Uyandın mı?" dedi, sesi bir bebeğe ninni söylüyormuşçasına yapmacık bir şefkatle doluydu. "Sana taze sıkılmış portakal suyu hazırlayayım mı? Sen hiç yorulma, konuşamadığın için derdini anlatmak da zor geliyor zaten..."

Leyla sadece başını hafifçe eğdi. Gülümsemedi.

Nermin Hanım arkasını dönüp mutfağa doğru yürürken fısıltıyla karışık bir iç çekti: "Zavallı yetim... Şurada bir gölge gibi yaşıyor işte. Ne söylesen anlamaz, ne yapsan ses çıkaramaz. Allah kimseyi böyle dilsiz, çaresiz bırakmasın."

Oysa Nermin Hanım’ın bilmediği bir şey vardı. Leyla onun dudak hareketlerinden her bir kelimeyi okumakla kalmıyor, geçen hafta amcasının çalışma odasından çalınan antika gümüş gümüşlüklerin de Nermin’in çantasında nasıl evden çıkarıldığını çok iyi biliyordu. Çaresiz olan ben değilim, diye düşündü Leyla. Sadece sıramı bekliyorum.

Tam o sırada merdivenlerde ağır ve kendinden emin adımlar yankılandı. Amcası Tahsin Bey, ütülü takım elbisesi ve kolalı gömleğiyle aşağı iniyordu. Şehrin en hayırsever, en saygın iş insanlarından biriydi o. Gazetelerde yetimhanelere yaptığı bağışlarla boy boy fotoğrafları basılırdı.

"Günaydın Leyla," dedi Tahsin Bey, kızın yanından geçerken başını öylesine okşayarak. Bakışları Leyla’nın gözlerine asla değmiyordu. O, Leyla’ya bakarken sadece ölen kardeşinin mirasını ve o mirasın üzerine kurduğu kendi imparatorluğunu görüyordu.

Tahsin Bey masadaki gazeteyi eline aldı, ilk sayfadaki kendi fotoğrafına gururla baktı. Sonra telefonunu çıkarıp yardımcısını aradı. Leyla’nın hemen iki adım ötesindeydi. Kızın varlığını, odadaki bir sandalye ya da duvardaki bir tablodan farksız gördüğü için sesini alçaltma gereği bile duymadı.

"Ahmet, o arsa ihalesini hallettin mi?" dedi Tahsin Bey, sesi aniden buz gibi bir renge bürünmüştü. "Mühendise söyle, rapordaki çatlakları ve zemin riskini silsin. İnsanlar o binaların sağlam olduğuna inanmak istiyor, onlara istediklerini verin. Kardeşimden kalan fonu da o hesaba aktarın, kimse fark etmez."

Tahsin Bey telefonu kapattı, çayından bir yudum aldı ve hiçbir şey olmamış gibi gazeteye bakmaya devam etti.

Leyla ise olduğu yerde duruyordu. Parmak uçları karıncalanıyordu. Zihnindeki o hayali daktiloda tuşlar hızla basılmaya başlanmıştı bile.

“15 Ekim, Sabah. Şehrin 'hayırsever' yüzü, binlerce insanın hayatını riske atacak o belgenin altına imza attı. Kardeşinin hakkını çalan el, şimdi masum insanların geleceğine göz dikti. Masken çok parlak Tahsin Bey... Ama mürekkep kurumadan o maskenin altındaki pası herkese göstereceğim.”

Leyla yavaşça mutfağa doğru yürüdü. İçinde ne bir korku vardı ne de tereddüt. Bedenini sarmalayan bu sessizlik, onun en büyük zırhıydı. Onlar Leyla’yı dilsiz sanmaya devam ettikçe, kendi sonlarını kendi elleriyle yazıyorlardı.

Yorumlar 0

0/2000

Henüz yorum yok

İlk petek gözünü sen doldur! 🐝

Soru Sor