Sessizlik, sesin yokluğu değildi. Sessizlik, söylenmek istenip de gırtlakta düğümlenen, muhatabını bulamayan ve en nihayetinde insanın kendi içine akmak zorunda kalan binlerce cümlenin ağırlığıydı.
Gece yarısını çoktan geçmişti. Odanın içindeki tek ışık kaynağı, çalışma masasının üzerindeki küçük sarı lambaydı. Leyla, tükenmez kalemin ucunu kağıda bastırırken parmak boğumlarının beyazladığını hissetti. Kalemin kağıtla yaptığı o hafif sürtünme sesi, dünyadaki tek sığınağıydı.
“14 Ekim. Bugün de yüzüme baktılar. Kimse benimle konuşurken gözlerimin içine bakmıyor; hep dudaklarıma, açılmayan o çizgiye bakıyorlar. Tıpkı kırık bir saatin kadranına bakıp zamanı öğrenmeyi ummak gibi. Amcam bugün yine o sahte tebessümünü takınmıştı. Okul masrafları için uzattığı zarfı alırken yüzündeki merhamet maskesinin arkasında saklanan o sabırsızlığı gördüm. Onlar benim konuşamadığımı sanıyorlar. Oysa ben sadece dinliyorum. Ve dinleyen biri, insanların maskingelerini nasıl giyip çıkardığını her kıkırdamada, her duraksamada anlar.”
Leyla kalemi durdurdu. Derin bir nefes alıp pencereden dışarı, karanlık sokağa baktı.
Beş yıl önce geçirdiği o kazadan sonra doktorlar fiziksel bir engel bulamamışlardı. "Psikojenik afoni" demişlerdi süslü kelimelerle. Türkçesi: Zihin kilitlenmişti. İçeride kopan fırtına o kadar büyüktü ki, dışarıya tek bir kelimenin bile sızmasına izin vermiyordu. Beden, yaşadığı travmaya karşı ses telleriyle bir müttefiklik kurmuş, dünyaya kapılarını kapatmıştı.
Herkes onun sessizliğini bir kabulleniş, bir uysallık sandı. Onu bir eşya gibi odalara yerleştirdiler, yanında rahatça konuştular, sırlarını fısıldadılar, ihanetlerini planladılar. Çocuğun sesi yoktu ya, kulakları da duymuyor, zihni de çalışmıyor sanıyorlardı.
Ama yanılıyorlardı. Leyla her şeyi duyuyordu.
Yavaşça ayağa kalktı, masanın altındaki gizli bölmeden kalın, deri kaplı defterini çıkardı. Bu defter onun ses teliydi. Şehrin en saygın adamlarının, en melek yüzlü komşularının, en yakın akrabalarının gündüz giydikleri o kusursuz kostümleri gece bu sayfalarda tek tek soyuyordu.
Defterin kapağını açtı. Sayfalar, isimler ve tarihlerle doluydu. Kimin hangi yalanı söylediği, kimin kime ihanet ettiği, kimin eline ne zaman kan veya pislik bulaştığı... Hepsi mürekkeple mühürlenmişti.
Leyla yeni bir sayfayı çevirdi. Kalemini tekrar eline aldı. Bu gece, amcasının evinde düzenlenen ve kentin "seçkin" insanlarını bir araya getiren o akşam yemeğinde tuttuğu notları geçirecekti. Yüzünde ne bir nefret ifadesi vardı ne de acı. Sadece soğuk, keskin bir kararlılık...
İnsanlar çığlık atarak adalet arardı. Leyla ise çığlıkların bile anlatamadığı o gerçekleri, sessizliğin içinden fısıldamaya kararlıydı. Ve zamanı geldiğinde, bu günlük susturulan tüm gerçeklerin sesi olacaktı.
Yorumlar 0
Henüz yorum yok
İlk petek gözünü sen doldur! 🐝